);
Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Tedavileri; Ozon Terapi, Kupa Terapisi, Akupunktur, PRP ve Medikal Estetik Tedaviler.
(0212) 660 5 660
randevu@drceyhundundar.com

Related Posts

Mikrobiyata

Home  /  Biyorezonans  /  Mikrobiyata

Bağırsakta iki kilo bakteri taşıyoruz.

Bağırsak florasında bulunan ve mikrobiyota olarak adlandırılan bakteriler 2 kilo ağırlığında. İkinci beyin de denilen bağırsak mikrobiyotası, hem işlevi hem de ağırlığı nedeniyle artık bir organ olarak kabul ediliyor…

Bağışıklık sistemimizin yüzde 80’ini oluşturan bağırsak mikrobiyotası, sağlıklı bir yaşamın temel unsuru. Bağırsak mikrobiyotasının yüzde 85’lik kısmı dost bakterilerden (probiyotik) oluşuyor. Bu faydalı probiyotikler, yiyeceklerle aldığımız hastalık yapıcı mikroorganizmaların bağırsak duvarından içeri geçmesini engelleyerek bizi iltihaplı bağırsak hastalıkları, ishal, obezite, karaciğer yağlanması ve kolon kanseri gibi birçok hastalıktan koruyor.

Bağırsak Mikrobiyota’sı neden önemli?

İnsan vücudunda 100 trilyon hücre bulunduğu tahmin ediliyor. Bunun 10 misli fazlası kadar da yararlı bakterilerimiz var. Vücudun deri, ağız, vajina, bağırsaklar gibi çeşitli bölgelerinde yerleşmiş bu bakterilere o bölgenin “florası”, yeni adıyla “mikrobiyota”sı deniyor. Bağırsaktaki mikrobiyota ise 2 kilo ağırlığında ve hem işlevi hem de ağırlığı nedeniyle artık bir organ olarak kabul ediliyor.

Bağırsak ‘mikrobiyota’sında en azından bin farklı türden bakteri bulunuyor. Bu bakteriler bebeğin dünyaya gelişinin üçüncü gününden itibaren oluşmaya başlıyor. Mide ve ince bağırsaklar tarafından sindirilemeyen besinlerin sindirimine yardım eden, B ve K vitaminlerinin yapımını sağlayan, hastalık yapabilecek bakterilerin yerleşmesine mani olan bu bakterilerin en önemli özelliği ise bağırsak duvarında bir bariyer vazifesi görmesi. Bağırsak mikrobiyatasının bir conta görevi görur.

İnsan vücudunda çoğunluğunu bakterilerin oluşturduğu mantar, virus ve protozoonları içeren farklı birçok mikrobiyal populasyon konaklamaktadır. Bu populasyon insan hücrelerinden 10 kat fazla mikrobiyal hücre ve insan genomundan 150 kat fazla gen içerir. Bedenimizi paylaşan kommensal, simbiyotik ve patojenik mikroorganizmaların oluşturduğu bu ekolojik topluluğa “mikrobiyota” denmektedir. “Mikrobiyom” ise bu çevrede yaşayan mikroorganizmaların toplam genomu olarak tanımlanmaktadır. (1)

İnsan mikrobiyotası deri, genitoüriner sistem, solunum sistemi ve en çok da gastrointestinal sistemde kolonize olmuştur. Gastrointestinal sistem yaklaşık 200m2 yüzey alanı ve mikroorganizmalar için zengin besin öğeleri içermesi sebebi ile vücudumuzdaki en zengin mikroorganizma topluluğunu barındırmaktadır. Sağlıklı bireylerde mikrobiyota çok sayıda ve çeşitli mikroorganizmaları içerir. Doğumdan hemen sonra oluşmaya başlar. Beslenme, genetik, yaş ve yaşanılan coğrafi bölgeye göre değişiklik gösterir. Bebeklerde doğum şekli, beslenme şekli, genetik faktörler mikrobiyotayı etkiler. Enfeksiyonlar, antibiyotik kullanımı gibi tedavi uygulamaları sonrası bağırsak mikrobiyotası değişebilir (2).

Diyet içeriği intestinal floranın değişiminde önemli rol oynamaktadır. Lifli gıdalardan zengin beslenme, Eubacterium rectale, Eubacterium halli, Rumicoccus bromii gibi Firmicutes cinsi bakterilerin çoğalmasını kolaylaştırmaktadır.

İntestinal mikrobiyota; vücudumuzda fizyolojik, metabolik ve immun sistem üzerinde oldukça kompleks ve aktif görevler üstlenmektedir. Bağırsak bakterileri enerji taşıyıcı rolü üstlenerek veya immun modüle edici maddeleri serbest bırakarak gerekli metabolik süreçleri kontrol eder. Bu nedenle intestinal mikrobiyota günümüzde yeni bir “metabolik organ” olarak tanımlanmaktadır.

Bağırsaklarımız mutluluk kaynağımız

Bağırsaklarımız ve bağırsak bakterilerimiz bazı nörokimyasallar üreterek beynin ruh, hafıza ve öğrenme durumunu etkiliyor. Mutluluk hormonu olarak bilinen ‘serotonin’ eksikliğinde; huzursuzluk, stres, kaygı, sinirlilik, depresyon gibi belirtiler ve hastalıklar görü- lüyor. Serotonin, beynimizdeki sinir ve sindirim sisteminde bulunuyor. ‘Probiyotik’ adı verilen bağırsak bakterileri, bağırsak fonksiyonunu düzenleyerek serotonin üzerinden ruh sağlığımızı da düzeltiyor. Vücuttaki toplam serotonin düzeyinin yüzde 80’i bağırsak duvarından salgılanıyor ve serotonin görevini sinirler yoluyla beyne ileterek tamamlıyor. Bu nedenle bağırsaklarımız mutluluk kaynağımız olarak tanımlanıyor.

Sızdıran bağırsak sendromu

Bağırsak epiteli normalde zararlı mikropların toksik maddelerini geçirmez. Bunda bağırsakta probiyotik dediğimiz dost bakterilerin rolü vardır ve probiyotikler bağırsak sızdırmazlığını sağlayarak bir conta görevi yaparlar. Floradaki en ufak bir bozulma veya zayıflama ise bağırsaktaki bu zararlıların kan dolaşı­mına karışmasına ve bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olur. Buna sızdıran bağırsak sendromu diyoruz. Sızdıran bağırsak sendromun şeker hastalığı, karaciğer yağlanması gibi metobolik hastalıkla başta olmak üzere çok sayıda sağlık sorununa neden olur.

Antibiyotik vücudumuza nasıl bir etki yapıyor?

Antibiyotiklerin, bağırsak florasını bozarak kilo aldırıcı özelliği mevcut. Bu nedenle gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınmak gerekiyor. Antibiyotiklerin, öldürmesi gereken zararlı bakterileri öldürürken bağırsaktaki iyi bakteriler de ölüyor. O nedenle antibiyotik bitiminden sonra probiyotik destekleriyle Bağırsak Mikrobiyota’sını eski haline döndürmek gerekiyor. Eğer antibiyotik kullanacaksak da “akılcı ilaç” uygulamasının gereklerini yerine getirmeliyiz.

Obez bağırsak ve metabolik sendrom nedir?

Obezlerin bağırsaklarında hazmedilmeyen lifleri ve karbonhidratları parçalayabilen bakterilerin daha ağırlıklı olduğunu buldular. Obezlerin bağısak florasında bir bozulma olduğunda sindirilmeyen liflerden yüzde 15 daha fazla kalori elde edilir. Bu da obez hastanın aldığı bir öğün yemekte 750 kalori alırken, normal sağlıklı kişi aynı öğünden 500 kalori aldığı anlamına gelmektedir.

Sağlıklı kişilerde genellikle Firmicutes/Bacteroidetes oranı 1:1 ile 1:3 oranında değişir. Kilolu kişilerde ise bu oran 3:1 den 25:1 e kadar değişir. Bazı yüksek kilolu kişilerde 200:1 oranına ulaştığı gösterilmiştir (8,9).

Obezitenin bir diğer sonucu da Firmicutes genusuna ait olan Faecalibacterium prausnitzii miktarındaki belirgin azalmadır. 

İntestinal Tümörler ve İntestinal Kanserler

Diğer bilinen kanserojen etkilerin yanı sıra asitler, özellikle hidrojen sülfat atipik hücre gelişimini arttırır, mukoza iritasyonu yaparak kolorektal kanser yatkınlığına neden olur. Sülfat üreten bakteriler Desulfomonas piger, Desulfovibrio piger ve H2S üreten Clostridium türleridir. Dışkı mikrobiyom analizinde sülfat üreten bakterilerde sayıca artış görüldüğünde pro-prebiyotik terapileri uygulanabilir. İntestinal tümörlerde de intestinal mikrobiyotanın değiştiği gösterilmiştir. Bu kişilerde sıklıkla F. prausnitzii miktarı saptanamayacak kadar azalmıştır

Romatoid Artrit

Romatoid artritli hastaların intestinal mikrobiyomlarında hastalığın gelişimi ve progresyonuna paralel olacak şekilde bakteriyel dengesizlikler saptanmaktadır. Örneğin Prevotella copri bağırsak mikroflorasında fizyolojik sınırlarda yer aldığında bağışıklık ve sindirim sistemi için yararlıdır. Ancak romatoid artritli hastalarda Prevotella copri ve diğer Prevotella türlerinin miktarının çok arttığı saptandığı bildirilmektedir. Bu durumun diğer yararlı bakterilerin üremelerini ve fonksiyonlarını gerçekleştirmelerini engellediği öne sürülmektedir (14).

Otizm

Otizmde genetik faktörler büyük rol oynar. Bununla beraber başka pek çok faktör de hastalık gelişimine sebep olabilmektedir. Otistik spektrumu içeren klinik yakınmalara pek çok bağırsak hastalığı da eşlik etmektedir. Çalışmalar antibiyotik kullanımının bağırsak şikayetlerini ve otizmin diğer semptomlarını da artırdığını göstermektedir. İntestinal mikrofloranın beyin–barsak ekseni üzerinden, beyin gelişimine de katkıda bulunduğu öne sürülmektedir. Bağırsak biyoçeşitliliğinin bozulmasının otizm gelişimine yol açmasının yanı sıra, semptomların şiddetini de arttırdığı bildirilmektedir. Otizmli çocuklarda toksin üreten Clostridium türlerinin arttığı saptanmaktadır. Otizmli çocuklarda, normal nörolojik gelişimi olan kontrol grubuna göre daha fazla miktarda Clostridium türleri izole edilmektedir. Ancak Clostridium türlerinin fazlalığının otizm başlangıcı ve gelişiminde nasıl rol aldığı henüz tam anlaşılamamıştır. Otizmli çocukların dışkılarında Clostridium türlerinin toksin üreten türleri saptandığında uygun probiyotik kullanılması önerilmektedir

Alzheimer Hastalığı

Yeni bir çalışmada Alzheimer hastalarının intestinal mikrofloralarında F. prausnitzii miktarının %100 oranında azaldığı gösterilmiştir (n=52). Ayrıca bu hastaların dışkılarının %87.5’ inde kalprotektin, antitripsin gibi inflamasyon indikatörlerinin arttığı saptanmıştır.

DİSBİYOZİS

Kronik gastrointestinal hastalıklar, antibiyotik kullanımı gibi nedenlerle bağırsak mikrobiyotası değişebilir. İntestinal mikrobiyota dengesinde bozukluk “disbiyozis” olarak tanımlanmaktadır. Mikrobiyota dengesinde bozulma olduğunda bağırsak geçirgenliğinde artma, kısa zincirli yağ asitleri üretiminde değişme, kolon rezistansında azalma olduğu gösterilmiştir. Firmicutes suşlarında azalma ve Salmonella, Shigella, Klebsiella, Proteus, Escherichia coli gibi Proteobacteria türlerinin artışı, çeşitli hastalıklarla ilişkilendirilmektedir.

Sülfat tüketen bakteriler, hidrojen sülfit (H2S) üretimine yol açarak bağırsak hastalıklarının gelişimine zemin hazırlarlar. Bilophilia wadworthii, Desulfomonas pigra ve Desulfovibrio piger türleri H2S üretiminde önemli rol oynayan bakterilerdir.

Zorunlu anaerob olan Clostridium türleri, immun modulatif etkileri ve IL-10 üretimini arttırmaları sebebiyle patojenik etkileri olan bakterilerdir. Özellikle Clostridium cinsi bakterilerin toksin üreten kökenleri otistik spektrumlu hastalarda saptanmakta, sıklıkla intestinal ve ekstra-intestinal otistik yakınmalara yol açmaktadır.

Solunum yolu mukozasında bulunan ve patojen olarak bilinen Haemophilus ve Fusobacterium türleri de bağırsaklarda saptanabilmektedir. Araştırmalar bu patojenik türlerin kronik inflamatuar bağırsak hastalıkları, kolorektal karsinomlar ve apandisit ile ilişkili olduğunu göstermektedir. 

Kronik Hastalıklar

Bağırsak mikrobiyotasindaki çeşitliliğin azalması inflamatuvar bağırsak hastalığı, obezite ve tip 2 diyabet ile bağlantılı olduğuna ilişkin çalışmalar vardır. Yine bu bakterilerin türlerinde değişiklik olması ile metabolik sendrom arasında bağlantı olabilir. Beslenme tarzı değişiklikleri, prebiyotikler, probiyotikler gibi besin desteklerinin bu hastalıklarla ilgili risk faktörlerini etkileyebildiği gösterilmiştir. 

Bağırsak bakterilerindeki değişiklikler psikolojimizi de etkiliyor

Vücuttaki toplam serotonin düzeyinin yüzde 80’i bağırsak duvarından salgılanır. Bağırsak bakterilerimizdeki değişiklikler stres, kaygı, depresyon gibi durumları tetikleyebiliyor. Bağırsaklarımız ve bağırsak bakterilerimiz bazı nörokimyasallar üreterek beynin ruh, hafıza ve öğrenme durumunu etkiliyor. Mutluluk hormonu olarak bilinen “Serotonin” eksikliğinde huzursuzluk, stres, kaygı, sinirlilik, depresyon gibi belirti ve hastalıklar görülür.

Karındaki ikinci beyin: Bağırsak

Beyin dışında en fazla sinir hücresi ve sinir ağı olan yer sindirim sistemidir. Bu nedenle bağırsaklarımız ikinci beyin olarak söylenir. Bağırsaklarımızla beynimiz arasında bir bağlantı var. Hassas bağırsak sendromu denilen hastalıkta Bağırsak Mikrobiyota’sı bozulduğu için karın ağrısı, karında şişkinlik ve gaz gibi belirtiler ortaya çıkıyor. Probiyotikler hassas bağırsak sendromunda da etkili rol oynuyorlar.

Beslenme nasıl olmalı?

Vücuttaki yararlı bakterilerin sayı ve çeşitliliğini artıracak gıdaları tüketmeye özen gösterilmelidir. Probiyotik gıdaları hastalıkları tedavi etmek amacıyla değil, sağlıklı beslenmenin bir parçası olarak yaşama dahil etmek en doğrusu. Ekşi maya ile hazırlanmış ekmek, yoğurt, kefir, sirke, boza, tarhana, turşu mutfak kültürümüzde var olan ve probiyotik açısından zengin gıdalardır. Prebiyotikler ise en fazla sebze ve meyvelerde (özellikle soğan, sarımsak, pırasa, bezelye, kuşkonmaz, enginar, buğday, arpa, çavdar, yer elması, domates, muz, mürdüm eriği) bulunmaktadır. Lifli gıdalar bağırsaktaki faydalı bakterilerin çoğalmasına yardımcı olurlar.

Deneysel çalışmada 8 hafta süre ile  Eubacterium hallii verilmesinin insülin sensitivitesi üzerine olumlu etkisinin olduğu gösterilmiş.

Kısa zincirli yağ asitleri ve fekal mikrobiyota üzerine olumlu etkileri gösterilmiş.

-Deneysel çalışmalarda intestinal mikrobiyota kompozisyonunda değişikliğin depresyon ve anksiyete arasında ilişki olduğu gösterilmiştir.

-Bazı bakterilerin bulunmamasının serotonin bağırsak ve beyinde yeterli düzeyde üretilmediği gösterilmiş. (serotonin mutluluk hormonu) Tedavide probiyotik kullanımı olumlu sonuç göstermektedir.

  • Prebiyotiklerle beslenin! Prebiyotikler iyi bakterilerin favorisi olan gıdalardır.

    Prebiyotikler mikrobiyotaya besin sağlamanın yanı sıra onlara çoğalmaları için elverişli bir ortam oluştururlar. Prebiyotik deyince aklımıza lifli gıdalar gelmelidir. Liften zengin gıdalar (sebze ve meyveler) mikrobiyom için en uygun besinlerdir.

    Yaban mersini, kahve ve soğuk sıkım zeytinyağı gibi polifenollerden zengin besinlerin mikrobiyom ortamında iyileşme sağlayarak dejeneratif hastalıklara karşı korunmada anlamlı bir rol oynadığı gösterilmiştir. Özetle sağlıklı bir mikrobiyoma gereken güç çatalınızın ucundadır!
  • Probiyotik desteği alın! Probiyotikler ince ve kalın bağırsaklarda yaşayan “yararlı bakterilerdir”.

    Bağırsaklarınızı (bol miktarda posalı gıdalarla beslenerek) onlar için mükemmel bir yuva haline getirirseniz probiyotik bakteriler orada çoğalacaklar ve bize yararlı işler yapacaklardır. Kefir, turşu, tarhana gibi geleneksel gıdalar doğal birer probiyotik kaynağıdır.

    Bağırsaklarımızda kimi zaman kötü bakteriler fazlasıyla çoğalır. Bunlar istenmeyen misafirlerdir. Kaliteli bir probiyotik destek almak suretiyle yararlı bakterilere en iyi çoğalma şansını verirken zararlı olanlarında çoğalmasını önleyebilirsiniz. Probiyotik seçiminde doktorunuza veya eczacınıza danışabilirsiniz

Son zamanlarda bağırsaklarla ilgili birçok yayın dikkatimi çekiyor. İkinci beynimiz olarak lanse ediliyor. Siz de bağırsakların altın çağını yaşadığını söylüyorsunuz. Neden bağırsaklar bu kadar önemli?

Beyin ve bağırsağı karşılaştırdığımızda oldukça ilginç bilgilerle karşılaşırız. Sindirim sistemi ve bağırsaklar kendi sinir sistemlerini oluşturabilecek kadar sinir hücresine sahiptir ve bizden bağımsız hareket ederler. Yani siz çikolatalı keki çiğneyip yuttuktan sonra artık hiçbir şeye karışmazsınız. O kekin tüm sindirim kanalı boyunca ilerlemesi, parçalanması ve gerekli par- çaların vücuda alınması tümüyle sizden bağımsızdır. Bağırsaklar aynı zamanda beyni doğrudan etkileyen maddelerin üretildiği bir yer. Bunlardan en önemlileri beyninizin ödül merkezini etkileyip sizi mutlu eden dopamin ve serotonindir. İşte beyne benzeyen bu özelliklerinden dolayı bağırsaklara ikinci beyin deniyor.

‘MUTLULUĞUN FORMÜLÜ: DoPaMİN VE SEROTONİN’

Dopaminin yarısının beyinde yarısının da bağırsaklarda üretildiğini söylüyorsunuz ve “Önemli olan onu kullanabilmek” diyorsunuz. Yani lüks bir yaşam da depomin salgılatıyor, İskender yemek de. Mutluluk dopaminle ilgili ve bu tamamen bizim seçimlerimizle alakalı…

Bir sinirbilimci olarak size mutluluğun resmini çizemem ama formülünü verebilirim. Dopamin ve serotonin. Bunlar beynimizdeki ödül merkezini uyaran temel maddeler. Kimi insan vardır gider, çok pahalı bir rezidansın en üst iki katını satın alarak dopamini salgılar. Kimisi gider, 5 liralık çift lavaş dürüm yiyerek dopamini salgılar. Dopamin aynı dopamin. Yani mutluluk tümüyle sizinle ilgili bir kavramdır. Sahip olduklarınızla ilgili değil. 

Bağırsaklarımızda 40 trilyon mikroorganizma yaşarken bizi biz yapan 30 trilyon hücre olduğunu söylüyorsunuz. Bunlar ruh halimizden yemeğe ve eş seçimine kadar etkili. Bu nasıl oluyor?

İnsan vücudunun en küçük canlı birimine hücre denir. Beynimizde 85 milyar sinir hücresi, kalbimizde 2-3 milyar kalp hücresi bulunur. Vücudumuzdaki tüm hücreleri topladığımızda ise 30 trilyon gibi bir sayıya ulaşırız. Diğer taraftan sadece kalın bağırsaklarımızda yaşayan mikroorganizma sayısı 40 trilyon. Bu durumda şu basit soruları soralım: Sevgili insan, sahip olduğunuzu düşündüğünüz bu vücut gerçekte kime ait? Size mi, yoksa onlara mı? Bu mikroorganizmalar sayıca fazla olduğu gibi beyninizi, karakterinizi ve kararlarınızı doğrudan etkileyen kimyasallar da üretebilmektedir. Bu kimyasallar aracılığıyla, kilo alma probleminden davranışlarınıza hatta sıkı durun, seçeceğiniz eşe bile karışır.

‘YEDİĞİNİZ TOST, OTOBÜSTEKİ KİŞİDEN HOŞLANMANIZA NEDEN OLABİLİR’

Eş seçimini nasıl oluyor da onlar belirliyor?

Eş seçimini sirke sinekleriyle yapılan bir deneyle açıklayayım. Bu sineklerin mikrobiyotası, feromonlar aracılığıyla hayvanların eş seçimini etkiliyor. Feromonu tam anlamıyla “kokusu olmayan koku” olarak tanımlayabiliriz. Yani normalde burnunuza yeni öğütülmüş bir kahve kokusu geldiğinde bilinciniz bu kokuyu algılar. Hatta canınız bir anda kahve bile çekebilir. Mevzu feromon olduğunda böyle bir durum söz konusu değildir. Yani feromon burnunuzdan girdikten sonra vücudunuzda çeşitli fizyolojik olayların gelişmesine neden olur ama siz bilinç düzeyinde bunun farkına varamazsınız. Feromonların başta eş seçimi olmak üzere davranışlarımız üzerine çok kuvvetli etkileri bulunmaktadır. Konumuza dönecek olursak, bakterilerin feromonlar üzerinden eş seçimini etkilemesi önemli bir konudur. Zira sabah yediğiniz tost, akşam eve dönerken otobüste gördüğünüz kişiden hoşlanmanıza neden olabilir.

Yapılan araştırmalarda obez kişilerin bakteri çeşitliliğinin az olduğu ortaya çıkmış. Siz de tek tip beslenme ve canınız ne çekerse onu yeme diyorsunuz, nasıl beslenelim?

Yapılan araştırmalar obez insanların mikrobiyotalarında bakteri çeşitliliğinin az olduğunu, özellikle karbonhidratlarla ilgili bakterilerin sayıca üstün olduğunu göstermişlerdir. Obeziteden uzak durmak, sağlıklı beslenme ve mikrobiyota çeşitliliği için, tek tip beslenmeden uzak durmak faydalı gibi gözükmektedir. Diğer taraftan geleneksel Türk mutfağının bize sunmuş olduğu çeşitlilik de oldukça kıymetlidir. Tüm bunlara ilaveten probiyotik ve prebiyotik gıdaların mikrobiyotamız açısından ne kadar önemli olduğu ile ilgili çok fazla araştırma bulunuyor. Şunu da özellikle vurgulayalım, sağlıklı bir beyin için düzgün beslenmeye ilaveten spor ve uyku da çok önemlidir.

Bağırsaklar ruh halimizi nasıl etkiliyor, depresyon ve bağırsak arasında bir ilişki var mı?

Bu mikroorganizmalar çok ilginç bir şekilde karakter ve ruh halimizi de etkiliyor. Örneğin bir çalışmada korkak ve cesur iki fare türü kullanılmış. Hayvanların mikrobiyotalarındaki birçok bakteri antibiyotikle öldürüldükten sonra korkak farenin bağırsağından alınan bakteriler, cesur fareye, cesurdan alınan bakteriler, korkak fareye nakledilerek çoğalmaları sağlanmış. Sonuç gerçekten de ilginç. Korkak fare cesur hale dönüşürken, cesur fare için tam tersi… Diğer taraftan depresyon ve insan bağırsağı arasında da ilişkiler söz konusu. Araştırmalar, depresyona girmiş kişilerin mikrobiyotaları fareye transfer edildiğinde farelerin bile depresyona girdiğini gösterdi. Bir başka çalışmada annelerinden ayrıldıkları için depresyona giren yavrulara bir bakteri türü olan bifidobacterium infantis verildiğinde, bu hayvanda iyileşme görülmüş.

‘SAĞLIKLI BEYİN İÇİN BAĞIRSAKTAKİ BAKTERİLER DENGELİ OLMALI’

Yediklerimizin beyne etkisinin fazla olduğunu, böylece iyi düşünebilmek, zekâ geliştirmek amacıyla da beslenmemize dikkat etmemiz gerektiğini söylüyorsunuz…

Konu mikrobiyotamız olduğunda 1000 farklı mikroorganizma türünden bahsedebiliriz. Sağlıklı bir beyin istiyorsanız bağırsaklarınızdaki bakterileri belirli bir dengede tutmanız çok önemli. Mesela Provotella için en iyi besin kaynağı karbonhidratlardır. Bifidobakteria sizin tükettiğiniz lifli gıdalardan yararlanırken, bakteroidetes besin olarak yağı kullanmayı tercih eder. Mesela siz sürekli karbonhidrat tüketirseniz zavallı bifidobakteria’lar ve bakteroidetes’lerin zalim provotella karşısında hiç şansları olmayacaktır. Yani bağırsaklarınızı yedi krallığın hüküm sürdüğü Westeros toprakları gibi düşünebilirsiniz. Çünkü hepsinin tek derdi, demir tahta oturmak. Oraya oturan, beyninize ve davranışlarınıza hükmedecektir. Tek tip beslenmeden uzak durmak bu açıdan faydalı. Geleneksel Türk mutfağının bize sunduğu çeşitlilik oldukça kıymetli. Bunlara ilaveten probiyotik ve prebiyotik gıdaların mikrobiyotamız açısından ne kadar önemli olduğuyla ilgili çok fazla araştırma bulunuyor. Şunu da unutmamak gerekir ki sağlıklı bir beyin için düzgün beslenmenin yanı sıra spor ve uyku da çok önemlidir. DR. SERKAN KARAİSMAİLOĞLU

WhatsApp chat